İradenin Hakkını Veren Yiğitler...
Bazı duygular, bir kısım arzular ve beşerî güçler, Hak dostlarına normal insanların çok çok üstünde verilmiştir. Bazı arzu ve istekler onlarda sıradan insanlarınkinden –belki- yirmi kat daha fazladır. O arzu ve istekler, her zaman onları kamçılamakta, sürekli meşgul etmekte ve gelip gelip iradelerine çarpmaktadır. Fakat onlar, öyle güçlü bir iradeye sahiptirler ve öyle kararlıdırlar ki, heva ve heves karşısında asla dize gelmezler. Sürekli dua ile meyelân-ı hayrı güçlendirir ve istiğfarla da meyelân-ı şerrin kökünü keserler. Günah ve hata mülahazalarının başına devamlı gülle ve bomba yağdırırlar. Hayır meyillerinin dibine de su döker, gübre atar; saf ve temiz duygularını besler, güneşlendirir ve hep salih dairede kalırlar. İradelerini güçlendirmeyi Allah’a karşı çok önemli bir vazife bilirler. Dahası, kendilerini adadıkları dava bütün şahsî dünyalarını doldurur ve başka şeylerle meşgul olmaya fırsat bulamazlar.
Nitekim Asrın Çilekeşi, “Evlenmeyi hiç düşünmediniz mi?” diye soranlara “Âlem-i İslam’ın dertlerini düşünmek onu düşünmeme fırsat vermedi; Ümmet-i Muhammed’in derdi bana onu unutturdu.” demiştir. Bu derinlikteki bir fedakarlık ve fütüvvetin temsilcileri bir kaç taneyle sınırlı da değildir. İslam tarihi, Cenâb-ı Hakk’ın ekstra lütuflarıyla serfiraz bu kâmet-i bâlâlarla ve bu dırahşan çehrelerle doludur. O kadar ki, bu iffet âbideleriyle alakalı, ilmi ve davayı evlenmeye tercih eden ve hayatları boyunca hiç evlenmeyen âlimler manasına gelen “el-Ulemaü'l-Uzzab” adı altında cilt cilt kitaplar yazılmıştır.
Söz buraya gelmişken, istidrâdî olarak bir hususu şerh etmeliyim: Evlilik konusunda tabii ve esas olan Rasûl-u Ekrem Efendimiz’in sünnetine iktida etmek ve evlenmektir. Bir müslüman yuva kurmalı, çocuk sahibi olmalı; Peygamber sevgisiyle dolu bir neslin yetişmesini, devamını ve çoğalmasını temin etmelidir. Hususiyle, kıyamet alametlerinin zuhur etmeye başladığı, ahlaksızlığın gemi azıya alıp her yerde serbest dolaştığı ve zinanın fâş olduğu böyle bir dönemde insanları cismaniyet ve nefisleriyle baş başa bırakmak onları felakete sürüklemek demektir. Dolayısıyla, meselenin tabiisinin bu olduğuna inanıyor, kimsenin buna karşı çıkamayacağını düşünüyor; karşı çıkmak bir yana, evliliğin tavsiye edilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Öyle ki, imkanım olsa evlilik yaşına girmiş kadın-erkek herkesi evlendirir, yuvalarını kurma hususunda onlara yardım ederim.
Fakat, böyle düşünmem bir fütüvvet ve kahramanlık ruhunu takdir etmeme de mani değildir. Dünyayı ve dünyevîlikleri elinin tersiyle iten, şahsî haz ve lezzetleri adına hiçbir mülahazası olmayan; o türlü şeyleri rüyasında bile görse kalkıp kendini levm eden insanlar alkışa layıktır. Kendi kendine “Allah Rasulü’nün bayrağının kaç karış, kaç kadem, kaç adım aşağıya düştüğü ama başkalarının bayrağının en yukarılarda dalgalandığı bir dönemde, nâm-ı celîl-i Muhammedî’nin anılmadığı bir zaman diliminde, sen hâlâ nelerle meşgulsun, ne ile uğraşıyorsun?” deyip maddî-manevî nimetlerden fedakarlıkta bulunan kahramanlar mutlaka takdir edilmelidir. Onlar, kendini davaya adamış, ondan başka sevdası olmayan, oturup kalkıp mefkûresini düşünen ve davasının mecnunu gibi yaşayan özel donanımlı insanlardır. Evet, onların hususi durumu, objektif kural olarak kabul edilemez ve herkese uygulanamaz ama şu da bir gerçektir ki; onlar makbul olan isyan ahlakının ve fütüvvet ruhunun temsilcileridir. Eğer, isyan ahlakı tabiri başka mülahazaları da çağrıştırıyorsa, onların halini “iradenin davası” ya da “iradenin hakkını vermek” ifadeleriyle seslendirmek daha doğru olabilir.
(Kaynak:www.herkul.org)
İradenin Hakkını Veren Yiğitler... yorumları
Zehirliok Ziyaretçisi
15.12.2012Allah'a hesap verme korkusu göklere kadar ulaşan bir diğer zat da Rabiatül Adeviye Hazretleridir.
Çok yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğinde onu saracak bir parça bez bile bulunmaz. Gece çerağ yakacak yağları bile olmadığından anası kimseden bir şey istememeye ahdetmiş olan derviş babasına komşudan yağ istemesi için yalvarır.
Dışarı çıkıp hiçbir yere uğramadan geri dönen derviş baba kapının açılmadığını söyler. O gece ağlayarak uyuyan ana, rüyasında Peygamber Efendimizi görerek ondan kızının ümmetten yetmiş bin kişiye şefaat edecek bir kimse olduğunu öğrenir. Ayrıca Peygamber Efendimiz kendisine, bir tek gece salâvat getirmeyi unutan Basra beyine giderek bu ihmalin bedeli olarak Rabia´ya dört yüz dinar vermesi gerektiğini de söylemesini ister. Bunu duyunca ağlayan Basra beyinin o günden sonra ailenin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı söylenir.
Rabia büyüdükten sonra ana ve babası ölür. Basra şehrinde kıtlık olur. Zalim bir kimse Rabia´yı esir alarak satar. Efendisi onun sürekli oruç tutup sabahlara kadar namaz kılmasına şaşırır. Bir gün Rabbine yalvarışını duyup başının üstünde duran kör kandilin odasını nasıl aydınlattığını görünce onu azat eder.
Azat olan Rabia, vaktinin tamamını büyük bir şevkle ibadete ayırır.
işte onun yaşayışından;
Râbia bir elinde ateş, bir elinde de ibrik olduğu hâlde dışarı çıkar. Sorarlar:
“-Neden bunları taşıyorsun?” diye...
“-Ateşle cenneti yakmak istiyorum, su ile de cehennemi söndürmek. Böylece kim Allâh’a, «Allâh için ibadet ediyor», kim de cennet isteği, ya da cehennem korkusuyla ibadet ediyor ortaya çıksın!..” diye cevap verir.
Hasan-ı Basrî ile
Hasan Basrî bir gün Râbia’ya:
“-Yokluğu nerede buldun?” diye sordu. Râbia:
“-Hak Teâlâ’ya teslim oldum ve tüm işlerimi O’na havale ettim…” buyurdu. Yine Hasan-ı Basrî:
“-Sana ihsan olunan ilimden bir harf olsun öğret, ey Râbia!..” dedi. Hazret-i Râbia cevâben:
“-Ey Hasan! Kölelikten kurtulduğumdan beri iplik eğirip satarım da, geçimimi böylece temin ederim. Fakat hiçbir zaman iki akçeyi bir avucumda yan yana getirmedim. Korktum ki, ikisi bir yere gelirse beni Hak Teâlâ’dan uzaklaştırır, mârifetullahtan alıkoyar!..”
Yine bir gün Râbia’nın evine iki kişi geldi. Evde de iki ekmek vardı. Konuşurlarken kapı çalındı. Bir garip Allâh rızâsı için ekmek istiyordu. Râbia iki ekmeği de fakire verdi. Konuşmalarına devam ederlerken tekrar kapı çalındı. Bir kişi kapıda beklemekte idi ve kucağı ekmek doluydu. Râbia ekmekleri saydı. On sekiz taneydi. O:
“-Ekmeklerden ikisi eksik!..” dedi.
Ekmekleri getiren kişi sakladığı iki ekmeği de vererek gitti.
Oradakiler hayretle bu işin sırrını sordular. Râbia:
“-Allâh Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’inde «Kim bir iyilikle gelirse ona on katı verilir…» buyurmaktadır.. Ben de O’nun vaadine güvendim.
Konular
- Porno film izlemenin ibretlik sonu
- Yassıada'dan İmralı'ya son yolculuk: Adnan Menderes'in idamı
- Porno Filmde Oynayan Üniversiteli Kız
- Aşk Denilen Sahtekâr
- Flörtle Kirlenen Namus ve Hayaller...
- İhya Rüya Tabirleri
- Bİ YARDIM EDİN YA
- Adet Döneminde Namaz kılmanın ve Kuran okumanın hükmü
- Üniversite mezunu cahillerin yarışı… 6 Kasım 2014 yenisafak.com yazısı
- yardım
- yardım
- Evli bir kadını aldatmaya iten şeytanın vesveseleri
- Başörtüsünü bir araç olarak kullanmayınız!
- Kapalı kadın ile evlenirken dikkat edilmesi gerekenler
- Evlilik yasak, seks çağdaşlık
- istemden bosalma
- Sapıklar internet üzerinden peydahlanıyor
- Fuhuş çeteleri internete dadandı
- İnternetten darbe yapanların başka tuzakları
- Şu anki meşguliyetin geleceğini tayin edecek!
- Orospuya sponsor olmanın vebali var mıdır
- Evlilikte eşlerin ebced değeri nasıl bakılır
- Günümüzde Özellikle Genç Fidanlarımızın Çevresini Kuşatmış Şehvet Taarruz Kuvvetleri için Etkili Stratejiler
- İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ..
- EŞCİNSELE SAYGI DUYAN MÜNAFIK BEYLER, CEHENNEME KADAR YOLUNUZ VAR.
- DUA İLE ALAY EDEN KIZ!
- Ahlaksız ve Pornocu Medyanın Sevmediği Kavramlar
- Toplumun Yüz Karası Ahlaksız Suikastçılar ve Kadın Düşmanları.
- KADIN CİNAYETLERİNDE SUÇLU ARAYANLAR!
- Kadın Hakları Havarilerinin Gerçek Yüzleri..