27.İbâdete Devam ve Harami terk etmek

Ibâdetsin kelime mânâsi. Allah (C.C)'in farzlarini yerine getirerek haramlarindan kaçinmak ve O'nun koydugu sinirlari asmamaktir. Mücâhid.

«Allah (C.C)'in sana verdigi imkânlar ile Âhiret Yurdu'nu ara, dünyadaki payini da unutma» (Kasas Sûre-i Celilesi: 77) mealindeki âyeti ile ilgili olarak, bu âyetin telkin ettigi düstûr; «Allah (C.C)'a ibâdet etmek» olarak özetlenebilir» demistir.

Bilesin ki ibadetin temeli, Allah (C.C)'i tanimak. O'ndan çekinmek, umudu O'na baglamak ve kendini her an O'nun denetimi altinda hissetmektir. Insan bu sifatlardan uzaklasinca imanin özünü kavrayamaz. Çünki Allah (C.C)'i tanimaksizin. O'nun beseri bilgi ve hayal sinirlarini askin, benzersiz bir isitici, görücü, yaratici, bilgili ve muktedir bir ilâh olduguna inanmadikça yapilacak ibadet geçerli degildir.

Nitekim, tasrali bir Arab, Muhammed Ibni Ali Ibni Hüseyin'e (Rahimehullah) «Sen Allah (C.C)'a ibadet ederken O'nu görüyor musun?» diye sorar. Muhammed Ibni Ali «Tabii! Öyle olmasa görmedigim kimseye niye ibadet edeyim» diye cevap verir.
Tasrali Arab: «O'nu nasil olabiliyor da görüyorsun» diye sorar. Muhammed Ibni Ali ona der ki: «Göz bebeklerinin karsilasmasi mânâsinda O'nu gözler göremez, fakat gerçek iman sayesinde kalbler görür.
Duyu organlari vasitasi ile idrak edilemez, çünki insanlarin bir benzeri degildir. Âyetleri ile taninir, alâmetleri araciligi ile sifatlan tezahür eder, beserî hüküme cümlelerinin ötesindedir. Iste O, yerin ve gögün ortaksiz tek ilâhidir.»

Muhammed Ibni Ali'nin cevabini dinleyen tasrali Arab, bu sözlere «Allah (C.C), peygamberligi nereye havale edecegini cok iyi bilir» diye karsilik verir.

Ariflerden birine «ilm-i batin» nedir?» diye sormuslar. O da söyle cevap vermistir: "ilm-i batin. Allah (C.C)'in ne bir melege, ne de bir insana açmadigi ve yalniz sevdigi kullarin kalblerine düsürdügü bir sirridir."

Bildirildigine göre; Kâ'bul-Ahbar (RahimeHullah) der ki: «Eger insanlar Allah (C.C)'in azameti hakkinda bir tek, tane iriliginde kesin bilgiye (ilm-i yakin'e) sahip olsalar, sular ve rüzgar üzerinde yürüyebilirlerdi.»

"Kendisini, tanimaktan âciz kalmayi itiraf etmeyi iman kabul eden ve nimetlere kavusanin sükürde yetersiz kaldigini kabul etmesini sükür kabul eden Allah (C.C)'i noksan sifatlardan tenzih ederim."

Mahmud-ül Verrak bir siirinde söyle der:

«Allah (C.C)'in nimetlerine sükredebilmem; bana bagislanmis

Ayri bir nimet olduguna göre, ona karsilik olarak sükretmem gerekir.

O halde sükrün hedefine varmak, onun fazileti olmaksizin nasil
mümkün olabilir?

Günler ne kadar biribirine eklense ve ömür ne kadar uzasa bile

Insana saadet gelince sevinci çevreyi etkiler.

Sikinti ne karsilasinca ardindan esir gelir.

Saadette de sikintida da ayri ayri öyle nimetler vardir ki.

Bunlari idrak etmeye degil hayaller, karalar ve denizler bile dar getir.»

Buna göre insan. Allah (C.C)'in ululugu hakkinda kesin bir bilgiye varinca, kulluk vazifesini kesinlikle benimser, iman kalbde köklesince Allah (C.C)'a ibadet etme gerekliligi kendiliginden ortaya çikar.

Iman «zahir» ve «batin» olmak üzere iki kisimdir.

Zahiri iman: imana dil ile ifade etmektir, Batinî iman ise kalb ile baglanmaktir.

Müminlerin Allah (C.C)'a yakinlik dereceleri bir birinden farklidir, ibadet dereceleri de degisiktir. Iman, kadere riza. ihlâs ve tevekkülde gösterebildikleri yükselise göre ve ilâhî mevhibeden alabildikleri pay oranina göre onlari birlestirir, ihlâs, kulun isledigi amele karsilik Allah (C.C)'dan mükâfat dilemesidir. Çünki âyette de buyuruldugu üzere «Sizi de, islediginiz amelleri de aslinda Allah yaratmistir.»

Buna göre yapilan ibâdet sevap umuduna ve ceza korkusuna dayaniyorsa böyle düsünen kul gerçek mânâda ihlâs sahibi olamaz, o kendi nefsi için çalismis olur.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Hiç biriniz, yalniz sahibinin korkusu île görev yapan, yaramaz bir köpek gibi veya ücreti verilmeyince çalismayan kötü bir çirak gibi olmamalidir."

Nitekim ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:

"Bazi kimseler Allah'a tek tarafli bir düsünce ile ibadet ederler, eger kendilerine hayir gelirse tatmin olurlar, ama eger bir fitne ile karsilasirlarsa yüz çevirirler. Bunlar hem dünyada ve hem de Ahrette zarardadirlar. Bu, apaçik bir ziyandir."

(Hacc Sûre-i Celîlesi: 11)

Allah (C.C)'a ibâdet etmemiz ve bu ibadetin farz olusu üzerimize geçmis farz kereminden dolayidir. Kaldi ki O'nun bize bu yolda emir vermis olmasi, ibadetimize karsilik mükâfat vermesi, fazilet ve emrini kirdigimiz takdirde ceza vermesi bir adalettir.

"Tevekkülce" gelince, sikinti ve darlik aninda ve basimiza bir belâ gelince gönül rahatligi ve sogukkanlilik içinde Allah (C.C)'a güvenmektir. Allah (C.C)'a tevekkül edenler, her seye yalniz O'nun gücü yettigini, ferahliga çikaracak araçlarin O'nun her seyi planlayip zamani gelince yaratan otoritesine bagli oldugunu bilirler.
Böyleleri ne atalarindan, ne çocuklarindan, ne servetlerinden ve ne de teknolojik ürünlerden medet ummazlar. Tersine O'nun gösterdigi istikâmetten yürüyerek her seyi O'na havale ederler, Durum ve sartlar ne olursa olsun. O'nun baskasini dayanak ve umut kaynagi olarak tanimazlar.
Zaten kendisine tevekkül edenlere O. kâfidir.

«Riza" ´ya gelince o öa ilâhî takdirin her türlü gelismelerini gönül hosnutlugu ile karsilamaktir.

Âlimlerimizden biri der ki: «Allah (C.C)'a en yakin kimseler. O'nun kendilerine ayirdigi payi en ziyade gönül huzuru ile benimseyenlerdir» Su vecizeyi düsünerek okuyalim. "Nice sevinçler aslinda hastaliktir, nice hasta-likfar da aslinda sifâdir."

Nitekim bir sâir söyle der:

"Her nimet, azi disleri arasinda senin için türlü belâlar saklar.

Buna karsilik belâlar bekledigin yerden sevindirici sonuçlarla karsilasirsin.

Yasadikça basina gelenlere karsi sabirli ol; cünki her seyin sonu vardir.

Her sikintinin bir ferahtigi; her harisin bazi kusurlari vardir.

Hic süphesiz, bize en yeterli söz Allah (C.C)'in kelâmidir."

Ulu Allah (C.C.) bu konuda söyle buyuruyor:

«— Aslinda hakkinizda hayirli olan bir sey sizin hosunuza gitmeyebilir. Buna karsilik hakkinizda ser olan bir sey sizin hosunuza gidebilir. Hiç süphesiz siz degil, Allah bilir.»

(Bakara Sûre-i Celilesi: 216)

Bilesin ki, kul dünya sevgisini terketmedikce. Allah (C.C)'a karsi ibadetini kemâle erdiremez. Bir vecize söyledir. «En tesirli nasihat arada perde kalmaksizin kalbe ulasan nasihattir» «Aradaki perdeler» de hic Süphesiz, dünyanin koydugu engellerdir.

Hikmet ehlinir sözlerindendir: «Dünya bir anlik bir zamandir, sen onu ibadetle geçir.»

Sâir Ebû Velid-ül Baci bu konuda söyle der:

«Ben kesinlikle bildikten sonra.

Bütün ömrümün aslinda bir an oldugunu.

Neden onun kiymetini bilerek, onu.

Iyilik ve ibadet yolunda kullanmayayim?»

Sahâbilerden biri, bir gün Peygamber (S.A.V)`imize «ölmek istemiyorum» dedi. Peygamber (S.A.V)'imiz ona «Malin mülkün var mi?» diye sordu, adam «var» deyince Peygamber (S.A.V)'imiz de ona «ölümden kurtulus olmadigina göre malini kendinden önce gönder (hayirli yolda sarfet) çünki insan malinin yanindadir.» buyurdu.

Rivayet edildigine göre, Hz. Isâ (A.S.) der ki:

"iyilik su üç seyde belirir: Dilde, bakista ve sususta. Allah (C.C)'i zikretmenin disinda kalan konusma, bos sözdür. Ibret almaktan baska amaç tasiyan her bakis hatadir.

Düsünce içinde geçmeyen her sükût de oyalanmaktan baska bir sey degildir. Dünyayi birakmak, onun gelismeleri hakkinda fikir yürütmekten ve hazlart pesinde kosmaktan vazgeçmek ile olur. Çünki düsünce, nefse (benlige, sahsiyete) bagli oldugu için. dilegi dogurur. Helâl olmayan seylere bakislarini salmaktan sakin, çünki bakis hedefine varan bir ok ve buyrugunu dinletebilen bir pâdisâhtir."

Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Bakis seytanin bir okudur. Bakisini haram hedeflerden, Allah (C.C) korkusu ile alakoyanlara, Allah (C.C) bu davranislarina karsilik hazzi kalbde duyulan bir iman bagislar.»

Su vecizeleri dikkat ile okuyalim:

«— Bakislarini basibos birakanlar, sik sik hayal kirikligina ugrar.»

«— Hep öteye beriye bakmak, olaylarin perdesini kaldirir, insani rezil eder, cehennemdeki ikamet müddetini uzatir.»

«— Gözlerine sahip ol. Çünki eger onlari basibos salacak olursan seni günaha düsürürler, fakat onlara hakim oldugun takdirde diger organlarina da hakim olmus olursun.»

Eflatun'a sormuslar, «Isitmek mi, yoksa görmek mi kalbe daha zararlidir.»

Feylesofun cevabi su olmus: «Bakis ile isitmek kalb için kusun iki kanadi gibidir. Kus, her iki kanadi olmadan ne havalanabilir ve ne de yere konabilir. Bir kanadi kirik kus, sirf digerinin yardimi ile havalanirken sikinti çeker, daha çok yorulur.»

Muhammed Ibni Zey (rahimullah) der ki, «Insanin her önüne bakmasi, hem Allah (C.C) katinda ve hemde akli basinda kimselerin gözünde yeterli bir kusurdur.»

Adamin biri önü sira giden bir köleye bakip gülüyormus, zâhidlerden biri ona söyle demis:

«Behey akli bozuk! Kalbi bozuk ve bakisi zehirli adam! Sen amellerini yozan ve davranislarini tesbit edici ve koruyucu kâtip meleklerden utanmiyor musun? Onlar sana belâya ugramis ve derin bir batakliga gömülmüs bir zavalli olarak bakiyorlar. Sen ise bu durumda iken kendisini seyredenleri, gözlerini üzerine dikenleri umursamazlarin tutumunu benimsemissin.»

Kadi Ercanî bir siirinde söyle der:

«Ey gözlerim, bir bakista amaciniza vardiniz.

Kalbimi en zararli yere sürüklediniz.

Ey gözlerim, çekin elinizi kalbimden, cünki

Iki kisinin bir kisiyi öldürmeye yürümesi namertliktir!»

Hz. Ali (kerramellahu veçhe) buyurur: «Gözler seytanin tuzaklaridir, vücudtaki organlarin en çabuk etkilisi ve en agir darbelisidir. Allah (C.C)'a ibadet etmek yolunda vücudunun organlarinin nefsinin kontrolü altina veren kimse amacina ulasir. Buna karsilik organlarini nefsinin hazlarinin emrinde kullandiran kimse ise bütün amellerini sülüp süpürmüs olur.»

Bir sâir söyle der:

«Müridin nefsi Allah (C.C)'a ibadete yönelince.

Kötülüge sürükleyen sebebler, üzerindeki te'sirini yitirince.

Vücudun bütün organlari bu yolda ona uyunca.

Bu durum onun hesabina çesitli nimet bagislar getirir.

Ebedilik yurdunda cömert insanlar onu bekler.

Günahkâr küçük - büyük her türlü günahin kökünü kaziyinca.»

Abdullah Ibni Mübarek (rahimehullah) buyurur:

«Imanin özü, Peygamber'imizin (S.A.S.) getirip ögrettiklerinin dogrulugunu kabul etmektir. Çünki Kur'an´in dogruluguna inanan kimse, onu tatbik etmeye koyularak ebediyen cehennemlik olmaktan kurtulur. Haramlardan sakinan kimse tevbe etmeye yönelir. Helâl ile beslenen takvâya yönelir. Farz ibadetlerini gerçeklestiren kimsenin müslümanligi saglamlasir. Dogru konusan sikintilardan kurtulur. Haksizliklardan uzaklasan «kisas»´dan kurtulur. Peygamber (S.A.S.) 'imizin sünnetlerini uygulayan kimsenin ameli özlesir. Sirf Allah (C.C) rizasina yönelen kimsenin ameli kabul edilir.»

Rivayet edildigine göre, sahabelerden Ebû Derda (R.A.) bir gün Peygamber (S.A.V)'imize «Yâ Rasûlallah! (S.A.V) Bana bir seyler tavsiye et» diye basvurur. Peygamber (S.A.V)'imiz onun bu arzusunu söyte cevaplandirir:

«— Ey Ebû Derda! Kazancin helâl, amelin salih olsun. Allah (C.C)'dan gündelik rizik dile ve kendini ölülerden say.

Isledigin amelleri begenmekten sakin, bu durum amelleri ortadan silen, korkunç bir tehlikedir. Çünkü amellerini begenen kimse, yaptiklari kabul edilmis mi, yoksa geri mi çevrilmistir diye düsünmeden Allah (C.C)'i minnet borcu altina koydugu kanaatine varir.

Oysa ki hayalkirikligi ve zillet getiren nice günah vardir ki büyüklük ve kendini begenmislik duygusu doguran ibadetten daha hayirlidir.»

Amellerinde riyaya düsmekten de sekin. Allah (C.C)'in:

«O gün hic hesap etmemis olduklari seyler Allah tarafindan karsilarina çikarilir» âyeti söyle tefsir edilmistir: «Bazi kimseler dünyada iyilik
sayarak isledikleri nice amelleri. Kiyamet Günü olarak karsilarina çikar» (Zümer Sûre-i, Celiesi; 47)

Seleften bir zat bu âyet okunurken "Vay riyakârlarin baslarina gelene" derdi.

Öte yandan ulu Allah (C.C)'in

«Allah'a yaptigi ibadete hic bir ortak kosmasin» (Kehf Süre-i Celilesi: 110) âyetinin mânâsi söyledir: «Yâni bu kimse yaptigi ibâdeti ne gösteris maksadi ile açiga vursun» ne de yaptigindan utanarak gizlesin»

Ibni Mes'ud'dan rivayet edildigine göre, Kur'ân'i Kerim´in en son inen âyeti sudur:

"Allah`a döndüreleceginiz ve herkese, haksizliga ugramaksizin kazandiginin karsiliginin verilecegi günden korkunuz." (Bakara Sûre-i Celilesi: 281).

Sâir Muhammed Ibni Besir söyle der:

«Dünün, yanilmaz bir sâhid srfati iie geride kalmistir.

Bu günün de yaptiklarina sâhid olacaklir.

Eger dün bir kötülük kazanmissan, bu gün, hamdederek, iki iyilik isle.

Iyilik îslemeyi, sakin yarina birakma.

Çünkü bakarsin ki, «yarin» gelmis ve sen yoksun!»

Diger bir sâir de söyie der:

«Arzularina uyarak günahi hemen islersin,

Öteyandan ilerde Tevbe edecegini umarsin

Bîr müddet sonra ansizin ölüm gelir!

Bu yaptigin akilli ve tedbirlilerin isi degildir!»

Hz. Dâvud (A.S.), Hz. Süleyman'a (A.S.) der ki:

1 — Mümin henüz elde edemedikleri konusunda Allah (C.C)'a tevekkül eder.

2 — Mümin elde ettiklerinden hosnut olur.

3 — Mümin elinden kaçanlar için sabreder.»

Bir vecizede de söyle denilmistir:

«Belâya karsi sabreden muradina erer.»

Bir sâir söyle der:

«Basina bir belâ gelince sabretmelisin.

Hayal kirikligina ve aciya düsmemelisin.

Eger dünya, zineti ile üzerine gelecek olursa

Buna karsi direnmek, iyilik ve takva delilidir.

Her iki durumda da zor kutlanarak nefsin ite devamli cihad
et ki.

Hiç bir engel Ile karsilasmadan umduguna ulasasin.»

Diger bir sâir de söyle der:

«Sabir, dilegin anahtaridir.

O, her zaman, hedefe varmanin yardimcisidir.

Sabret, ne kadar uzasa bile geceler.

Çok defa mahzuna yardim etmistir.

Sabir sayesinde nice «heyhat, olmasi imkânsiz» denen hedefe
varilmistir.»

Baska bir sâir de söyle der:

«Sabir imanin en saglam kulpudur.

Seytanin kiskirtmalarina karsi kalkandir o.

Sabirda faydali sonuçlar vardir.

Tez canliligin ise sonu hüsrandir.

Zaman sana keder ulastirdi ise.

Bize karsi zaten devirlerin tutumudur bu.

Güzelim sabir zirhina bürün.

Kesinlik ile bil ki, sabir cennetin kilavuzudur.»

Sabir çesit çesittir. Birisi, en uygun vakitlerde ve eksiksiz olarak farz ibadetleri islemeye devam etmektir. Bir baskasi, nafile ibadet islemeye devam etmektir. Bir diger arkadas ve komsularin aci veren davranislarina katlanmaktir.

Bir baska çesit sabir, fakirlige ve hastaliklara dayanmaktir. Bir diger sabir çesidi de günahlara, nefsin azgin arzularina, günah olmasi muhtemel seylere, bütün organlarin islerine ve diger faydasiz davranislara karsi durabilmektir.